Şunu baştan söyleyeyim House of the Dead serisi hiç bir zaman ilgimi çeken bir seri olmamıştır. İnceleme yazısına başlamak için belki biraz sert sözler oldu ama ne yapalım gerçek bu. Ne orijinal Xbox için çıkan House of the Dead 3 ne de PC için çıkan diğer oyunlar hiç bir zaman bende bir oynama isteği uyandırmamıştı. Fakat sevinerek söylüyorum ki bu durum Wii için çıkan House of the Dead: Overkill ile değişmeye başladı. Wii’nin bizim gibi sıkı oyuncular için fazla oyun çıkarmadığı konusunu Mad World önincelemesinde ele almıştık. İşte böyle bir ortamda House of the Dead: Overkill, Wii’de kanlı canlı oyun oynamak isteyenlerin imdadına yetişiyor.
Vahşi ve eğlenceli! Overkill sizi 70'lerin B tipi filmlerine götürecek.
HOTD serisini bundan önce hiç oynamamış olanlar için oyunların oynanış şeklini biraz açalım. Oyun, adamınız daha önce yapımcılar tarafından belirlenmiş belli bir hat üzerinde kendi kendine ilerlerken, sağdan soldan çıkan zombileri vurmaktan ibaret. Yani bir nevi lunaparklardan bildiğimiz ördek vurmanın daha gelişmiş bir hali. Adamınız kendi kafasına göre ilerlerken siz de mümkün olduğunca hızlı bir şekilde üzerinize gelmekte olan zombileri vurmalısınız, adamınız farklı bir yöne döndüğünde – ki ne zaman nereye döneceğini bilmiyorsun – siz de önünüze çıkan yeni zombileri vuruyorsunuz ve oyun bu şekilde ilerliyor.
Overkill’de tamamen aynı şekilde oynanıyor. Yani serinin önceki oyunlarından çok da farklı değil. Oyunun yapımcısı Sega, Overkill’de farklılığı oyuna bolca mizah ekleyerek sağlamış. Ve bu mizahı sağlayan bir numaralı etken ise oyun boyunca kontrol edeceğimiz iki karakter: Bir James Bond çakması Ajan G ve ağzı bol laf yapan, çapkın siyahi Isaac Washington. Bu ikiliye bir de 70 ve 80’li yılların B tipi filmlerinden fırlamış gibi görünen oyunun baş kötüsü Papa Ceaser’ı ve yine bu filmlerden aşina olduğumuz üzere üstünde mahrem yerlerini ancak örtecek kadar kumaş parçası taşıyan eski striptizci ateşli hatun Varla Guns’ı ekliyoruz ve curcuna tam anlamıyla başlıyor: Talihsiz Bayou City’nin zombileşmiş, pardon oyunun jargonu ile konuşmamız gerekirse mutasyona uğramış sakinlerinin, yani hemşirelerin, doktorların, amerikan futbolu oyuncularının, palyaçoların (ne kasabaymış, normal insan yok) bilumum uzuvlarını patlatmak.
B tipi film örneğini vermem boşuna değildi. Overkill hem menü tasarımları ile hem de bütün oyuna hakim olan stili ile tam bir B filmi havasında. Hatta zaman zaman Tarantino vari bile denebilir. Ara sahnelerde bir dış ses konuşurak, olan olaylar konusunda hayli komik laflar ediyor. Aynı zamanda birbirlerine gece gündüz gibi ters iki karakter Ajan G ile Isaac Washington arasındaki geyikler de oldukça komik. Ajan G, Isaac’in maço tavrıyla dalgasını bulurken, Isaac’de sık sık Ajan G’nin “G noktası” hakkında konuşuyor. Zaten oldukça kısa olan oyunun (birazdan bu konuya değineceğiz) belki de 1/3’lük bir kısmı bu garip ikilinin eğlenceli geyikleri ile geçiyor.