Oyundaki yapay zekadan bahsetmek gerekirse, bir Metal Gear Solid 4'deki gibi platformu kendi imkanlarına göre kullanan düşmanlar karşımızda maalesef yok, saldırıları genellikle standart ve saldırı stilleri belirli periyotlarla değişmekte. Bu periyotlara faz adını verirsek, her faz için oyuncuların kullanabileceği bir saldırı stili var. Ancak bunu da kendimiz bulmuyoruz, oyun içinde beliren ipuçları sayesinde bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Oyunumuzda her haritada ortalama 3-4 düşman geldiğini varsayarsak bu da eski oyunlara nazaran ne kadar az dövüş olduğunun göstergesi. Düşmanlarımızın gelişi ise hemen kendisini belli ediyor. Kara bulutlar hortum şeklini alıyor ve düşmanımız beliriyor. Kara bulutları gördüğümüz anda onların yanına olabildiğince en hızlı şekilde yaklaşıp prensimiz ile saldırırsak bir tür ölüm hareketi oluyor ve düşmanımız daha gözükmeden ölüyor.
Oyunun kontrolleri ise eski Prince of Persia oyunlarına nazaran daha kolay fakat bunun da en büyük sebebi, oyunumuzda ölmek diye bir kavram olmaması. Evet bunu zaten neredeyse oyunun videoları çıkmaya başladığı andan beri biliyorduk. Prensimiz ne zaman boşluğa atlasa Elika kurtarıyor. Elika'nın prensi kurtardıktan sonraki söylediği cümlelere de dikkat edersek hikayemizin ardındaki sis bulutları çok az da olsa dağılıyor.
Son oyunlara göre karşılaştırma yaparsak Ubisoft Montreal bu sefer prensimize yeni hareketler öğretmiş, bunların başında tavanda yürüme hareketi var. Oyunun bazı platformlarında ise hangi tip hareketi kullanıp hangi yoldan gidileceği oyuncunun seçimine bırakılmış. Tabi ki bir yolu seçip gittiğimizde geri dönüş kimi zaman zor olabiliyor ve diğer yoldaki ışık köklerini de toplamak gerekebiliyor.
Oyunumuzun en başlarındaki bozulma yaşamış haritalarda, haritayı bu bozulmadan kurtarmak için yeterli ışık kökleri toplamak gerekiyor ve yeterli miktarda toplayamazsak Elika haritayı bu bozulmuş durumdan kurtaramıyor, bu da bizi haritanın ücra köşelerine kadar giderek ışık köklerini bulmaya zorluyor. İlerleyen haritalarda ise bu limit kalkıyor, o zaman bize sadece oyunu oynamak yada bütün ışık köklerini toplamak gibi iki seçenek kalıyor.
Oyundaki harita değişimi kendini birden belli ediyor, günlük güneşlik bir ortamdan direk kasvetli bir ortama geçiş yapıyoruz. Oyunun bir noktasında sanki bir çizgi var ve o çizgiyi geçtiğimizde birden hava değişiyor ve tabi ki müzikler de. Bu geçişler ilk başlarda pek farkedilmese de oyunun ilerleyen bölümlerinde göze batabiliyor. Ubisoft Montreal'in bu geçişleri biraz daha yumuşak yapabilirdi. Sağlıklı bir haritadan bozulma yaşayan bir haritaya geçerken yavaş yavaş çimenlerin solması güzel olabilirdi. Firmanın bunu bize "dikkat et bozulmuş bölgeye giriyorsun, bunlar da sana bozulma yaşamış haritaya girdiğinin ufak işaretleri" tarzında grafiksel olarak bir belirti göstermesi oldukça hoş olurdu.
Prince of Persia oyununda harita sistemi biraz farklı işliyor. Oyunda 1 adet tapınak ve 4 adet ana harita olmak üzere toplamda 5 harita mevcut. Bu 4 harita ise kendi arasında 4 parçaya ayrılıyor. Bir haritanın bütün parçalarını bitirdiğimizde ise boss dövüşü ile karşı karşıya kalıyoruz. Haritada gitmemiz gereken yönü bulmazsak, haritadaki herhangi bir noktayı hedef (destination point) belirterek Elika'nın büyüsü sayesinde nereden gideceğimizi öğrenebiliyoruz.
Oyunumuzda farklı renkler ve özelliklerde plakalar mevcut, bu plakalar kimi zaman oyunumuzu tamamen etkilerken, kimi zaman ise sadece kalan ışık tohumlarını toplamamıza yardımcı oluyor. Kırmızı plaka, hiçbir şey yapmadan sizi diğer plakalara fırlatıyor. Yeşil plaka, yerçekimini yok sayarak diğer plakalara ulaşmak için koşmamızı sağlıyor.
Sarı plaka, bize uçma yetisini öğretiyor fakat burada belirtmek de fayda var, prensimiz uçarken belli bir rota üzerinde sağa ve sola kaydırabiliyoruz, eğer kaydırmazsak duvara veya sütuna çarpabiliyor. Mavi plakada ise Elika bizi zahmetsizce fırlatıyor.
Oyunun müzikleri ise oyuncuyu atmosfere sokabilecek cinsten, dövüş sahnelerinde çalan biraz hızlı şarkılar, bozulmuş bir haritaya girdiğimizde oldukça gergin müziklere dönüşüyor. Sanırım oyunun en güzel müzikleri ise tahmin edersiniz ki, haritanın bozunmadan kurtarılmasının hemen sonrasında çalan insanın içini rahatlatan müzikler.
Oyun yeni bir haritaya gir, haritanın düşmanına ulaş, onu yen, çıkan ışık köklerini topla şeklinde devam ediyor.
Hardcore oyuncular için ise önemli noktalar mevcut, misal bütün ışık köklerini toplamak istiyoruz, bunun için haritalara tekrar dönmek gerekiyor çünkü yukarıda bahsettiğim plakalardan bazıları ilk haritalarda açık olmayabiliyor. Doğal olarak, ancak plakaları açtıktan sonra haritaların ücra yerlerine saklanmış ışık köklerini toplayabiliyoruz.
Eğer oyunda kişisel hırs yapmazsak veya Xbox Live sistemindeki achievement’a dikkat etmiyorsak, sadece oyunu oynayıp, bitirmek istiyorsak ışık köklerine pek takılmamak gerekli. İşimizi yapıp, haritayı bozunmadan kurtarıp bir sonraki haritaya kayıpsız şekilde geçebiliriz.
Sonuç olarak yeni Prince of Persia’nın son zamanlarda çıkmış birçok platform oyununa göre daha zevkli, daha etkileyici olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz, fakat Ubisoft Montreal bu sefer oyunumuzu eski oyunlarına nazaran daha küçük yaş kesimini de hedef alacak şekilde yapmış, bu teoriyi doğrulayacak olan oyundaki özellikler ise ölümün olmaması, düşmanlarımızın çok az ve oldukça basit olması. Oyunun bir bölgeye gir, Boss ile savaş, sonra çıkan ışık köklerini topla şeklinde özetleyeceğimiz formülü kısa zaman sonra özellikle aynı şeyleri tekrar etmekten zevk almayan oyuncularda bir sonraki bölüme gitmek için yeterli motivasyonu oluşmamasına neden olabilir. Fakat öyle ya da böyle oyunumuzun adı Prince of Persia olunca, serinin ilk oyunları oynamış veya yeni jenerasyon üçlemeyi de bitirmiş oyuncuların oyunu arşivlere ekleyecekleri ve kaçırmayacakları kesin.
Kimler Oynamalı? PoP serisini ve platform tarzını sevenler.
Kimler Oynamamalı? Tekdüze ve kolay oynanışı sevmeyenler.