Prince of Persia

Prince of Persia
İnceleme | 15.01.2009
Baştan aşağı yenilenen ve yepyeni yüzüyle sıfırdan başlayan Prince of Persia, seriye bir takım güzel yenilikler getirirken, eski serilerden sevdiğimiz bazı güzellikleri de götürmüş.
Gökhan Alpdoğan | paladin@konsolmaster.com
inceleme
Prince of Persia serisinin başlangıcı 1989 yılını bulur, o zamanlar Amiga'da ve epey yaygın olan Sega Mega Drive'da oynardık. Serinin ilk oyununu birçok oyun takip etti, ta ki takvimler Kasım 2003'ü gösterene kadar. Ubisoft oyunun telif haklarını almıştı ve Prince serisini tekrardan canlandırmak istiyordu. Oyuncular olarak epey heyecanlıydık çünkü 2D Prince gidecek ve yerini 3D Prince of Persia gelecekti. 4 Kasım 2003 tarihinde yani ilk oyunda 13 sene sonra Prince of Persia Sands of Time güncel konsollar için çıktı, gerçekten vaad edilenler yapılmıştı. Altın yumurtlayan tavuk misali Ubisoft 1 yıl aralıklarla hikayeye bağlı kalarak toplamda üç oyun çıkardı: Sands of Time(2003), Warrior Within(2004) ve Two Thrones(2005) Üçlemenin bütün oyunları çoğu oyunsever tarafından sevildi.

Şimdi bütün bu anlattıklarımı unutun! Çünkü anlaşılan Ubisoft Montreal öyle yapmış. Seri 2003 yılında, Sands Of Time ile nasıl dramatik bir değişikliğe uğradı ise aynı değişikliğe tekrar uğramış ve adeta baştan yaratılmış. Oyunun isminin sadece Prince of Persia olması da bunun kanıtı. İşte huzurlarınızda yeni prensimiz ve bütün hikaye boyunca yanımızdan bir saniye bile olsa ayrılmayacak olan yol arkadaşımız Elika.

Prince of Persia

Öncelikle oyunun teknik özelliklerinden bahsetmek faydalı olur çünkü birçok oyunsever tarafından bu Prince of Persia ya çok sevilecek ya da normal bir oyunmuş gibi karşılanacak.

Ubisoft Montreal stüdyoları, Prince of Persia'yı yaparken biraz risk aldı ve oyunu Cell-Shade teknolojisi ile geliştirdi. Cell-Shade tam anlamıyla, bilgisayar grafiklerini fotorealistik olmayan şekilde renderlayıp, el çizimi haline dönüştürülmesidir. Kısacası bilgisayar grafiklerini, çok kaliteli şekilde çizgi film tadına getiriyor. Yazımın başında dediğim gibi Ubisoft Montreal için bu gerçekten büyük bir risk, hala da risk olma özelliğini taşıyor çünkü Prince of Persia'nın ne kadar sattığı aşikar.

Oyunumuza dönersek,

Aslında pek de prense benzemeyen, çenesi iyi çalışan bir hırsızdan hallice gözüken prensimizle, bir kum fırtınasının ortasında "Farah" adlı kaybolmuş eşeğini ararken karşılaşıyoruz. Sizlerin de tahmin edeceği gibi bu pek de normal bir kum fırtınası değil. Bu mistik fırtına, prensimizi gerçekten ziyade hayal ürünüymüş gibi gözüken bir yere götürüyor. Kader bu ya; Elika ile karşılaştığımız yer de orası. Elika; kötü tanrı Ahriman'ın kapatıldığı hapishaneyi korumaya yemin etmiş bir klanın soyundan gelmekte. Şans eseri iki kahramanımız tam da Ahriman hapsedildiği "Yaşam Ağacı"ndan serbest kalmak üzereyken karşılaşıyorlar. Ahriman'ın salıverilişi o gezegenin dört tarafında bozulmaya sebep olmaya başlıyor.Eğer bu bozulan kara parçalarını iyileştirilmezse bu bozulma yayılmaya devam edecek ve kötü tanrı Ahriman serbest kalacak. Prens ve Elika'nın misyonu ise burada başlıyor, yayılan salgını durdurup Ahriman'ın kaçışını engellemek.

Prince of Persia

Oyun başlar başlamaz grafiklerdeki canlılığı farkedebiliyoruz, yukarıda cell-shade'i biraz anlatmaya çalıştım fakat oyuncuların gözünün korkmasına gerek olmadığını oyun başlar başlamaz anlıyoruz. Eski Prince of Persia oyunlarından aşina olduğumuz karanlık ve kasvetli ortam tamamen gitmese de (Bunun gitmesi biraz da bizim bulunduğumuz haritayı bozulmadan kurtarmaya bağlı) ortamı bozulmadan kurtardığımız zaman renklerin güzelliğini ve atmosferin büyüleyiciliğini hissediyoruz. Prensimiz bu sefer yerden kılıç veya balta gibi silahlar alamıyor fakat bunun da zararını dövüş sisteminde gördük diyemiyoruz çünkü dövüşler eski Prince of Persia oyunlarına nazaran çok daha az denebilecek sayıda ve eski oyunlardakinden daha esnek.

Bunun sebebi de bütün bir oyun boyunca yanımızdan ayrılmayacak olan Elika. Elika'nın da dövüşlerde epey etkin olduğunu varsayarsak, tamamiyle yenilenmiş bir dövüş sistemi bizi bekliyor. Üzüldüğümüz bir nokta var ki bu da birden fazla düşmanla aynı anda savaşamamamız, oyun süresince düşmanlarımızın hep teker teker gelmesi.
Ubisoft dövüş sisteminde kombolara daha çok önem vermiş, tekrar edilmeyen ve değişik komboları başarıyla yaptığımız zaman düşmanın sağlık barı daha hızlı bir şekilde azalıyor.

Oyunda üç adet saldırı sistemi var, aslında iki adet demek daha mantıklı çünkü pençe adını verdiğimiz fist weapon dövüşlerde sadece yaratığı tutup havaya fırlatmaya yarıyor, bunun yanında bahsettiğimiz gibi bütün oyun boyunca yanımızdan ayrılmayacak olan Elika'nın büyü saldırısı ve Prensimizin melee saldırısı var. Elika'nın saldırı stili büyü içerikli, bu nedenle Ubisoft bu özelliklerini kullanmamız için karşımıza çıkan bazı yaratıkların sadece büyü içerikli saldırıdan zarar görmesini sağlamış. Dövüş sisteminde değişen fazlar sayesinde Elika ve Prens'in birlikte olmasının ne denli faydalı olduğunu böylelikle görebiliyoruz.



bu yazıya gelen okuyucu yorumları
Lincourt
Bende yeni bitirdim. eski seri kadar olmasa da çok sevdim. Hikayenin gidişatı açısından bir sonraki oyun çok daha iyi olacaktır. Herşeye rağmen 70 düşük bence :D
ExOblivione
Eline sağlık Gökhan. Bu oyun bence başarılı, yani 80-90lık değil ama yapmayı hedeflediği şeyleri yapan bir oyun.

hadin
Scat
Gökhancım çok güzel yazmışsın.

Oyun sanki ''her yeni şey güzel değildir'' dersini vermek için yapılmış gibi... Çoğu oyuncu eski POP serilerini arayacak gibi.
yorum yaz
Üye olmak için tıklayınız.
70
Platform: PS3, Xbox 360
Yapımcı: Ubisoft
Geliştirici: Ubisoft Montreal
Tür: Aksiyon, Macera
Çıkış Tarihi: 02 Aralık 2008
+
Cell-Shading motorunun nimetleri, oyunun atmosferi.
-
Çoklu dövüş olmaması, boss’ların çok kolay olması, ölme denilen bir olayın kaldırılması, oyunun tekdüze olması.