Silent Hill Homecoming incelemesini yazarken şöyle demiştim: Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Ama hangi yönde bir değişim? Çünkü değişim iyi yönde de olabilir kötü yönde de. Eğer bir oyun serisi iyi yönde değişimini sürdürüp gelişirse yani başka bir değişle ‘ilerlerse’ o seri değil onyıl, çok çok daha uzun yıllar varlığını başarılı bir şekilde sürdürür. Homecoming, Silent Hill gibi başarılı bir seri adına bu değişimi başarılı bir şekilde gerçekleştiremeyen bir oyundu. Fallout 3 ise bu değişimi en başarılı şekilde gerçekleştirmiş ve Fallout ismini kaldığı yerden çok çok daha ilerilere başarı ile taşımış bir oyun. Bethesda doğru yerlerde öyle güzel kararlar vermiş ki, eski Fallout’lara sıkı sıkıya bağlı ama pek çok yönden onları aşan bir oyun yapmayı başarmış. Bu yazıda Fallout 1’den ve Fallout 2’den bahsetmek istemiyorum. Sadece bir kaç yerde bahsedeceğim ve sonra bir daha da duymayacaksınız. Evet o iki oyun bizim hatıralarımızda unutulmaz bir yer kaplıyorlar ama o iki oyunun bir hayranı olarak şunu mutlulukla söylüyorum ki, eğer Fallout 1 ve 2, 90’lı yılların efsaneleri ise Fallout 3’de 2000’li yılların efsanesidir. Ve Bethesda, benim gibi ona inanmayan, bu işin altından başarı ile kalkacağını düşünmeyen yığınla insana en güzel cevabı vermiştir. Ve inanın suratıma tokat gibi çarpan bu cevaptan son derece mutluyum.
Öncelikle şunu söyleyeyim. Gördüğüm kadarıyla oyuncular arasında eski Fallout’ları bir şekilde oynayamamış veya kaçırmış bir çok insan var. Onlar sık sık şu soruyu soruyorlar: Nedir Fallout’u bu kadar önemli kılan? İşte böyle düşünüp, Fallout ile yakından bir ilişkiye girememiş oyuncuları da düşünerek incelememi oldukça geniş yapmayı düşünüyorum. Kaç sayfa sürecek şu anda bu satırları yazarken bilemiyorum. Ama aldığım notlara ve yazı planına bakacam olursam oldukça uzun sürecek. En azından ben kendimi buna mecbur hissediyorum. Bu da benim Fallout’a olan teşekkürüm olsun.
O halde başlıyoruz.
Fallout serisi alternatif bir tarihe ve teknolojik geçmişe sahip olan bir Amerika’da geçiyor. Yıl 2077. Ama dünya bizim şu andaki teknolojiyi düşünerek öngöreceğimizden oldukça farklı bir yöne gitmiş. Fallout’un 2077 Amerika’sı pek çok yönden 50’lerin Amerika’sı olarak kalmış, fakat bazı yönlerden de o yılları hatta günümüzün teknolojisini bile geride bırakmış. Arabalar, şehirlerdeki kalıntılar arasında gördüğümüz bazı yerler, oyundaki radyolarda çalan şarkılar, duvarlarda gördüğümüz ve oyunun kendisinin de arayüzünde bol bol kullandığı görseller ve hatta bazı silahlar hep 50’lelerin veya 60’ların Amerika’sından kalmış gibiler. Ama başka açıdan bakarsak bunların yanında aynı zamanda lazer silahlarının, bilgisayarların veya robotların olduğunu da görüyoruz. Ama o robotlar da yine 50’li yılların anlayaşıyla yapılmışlar. Her biri zamanın bilimkurgu dergilerinin kapaklarından fırlamış gibiler. Yani insanlık eğer 50’li yıllarda robotları geliştirebilseydi nasıl olacaklarsa oyunda da tam o şekildeler.
2077 yılında dünya iki kutuplu bir kabusun içerisindedir. Bir tarafta kominizmin bayrağını taşıyan Çin, bir yanda da kapitalizmin bayrağını taşıyan Amerika Birleşik Devletleri gerilimi devamlı tırmandırmaktadır. Çin’in Alaska’yı işgali ile en üst noktasına taşınan bu gerginlik en sonunda atom bombalarının karşılıklı olarak ateşlenmesi ile son bulur. Geriye kalan dünya, Einstein’a atfedilen “3. Dünya savaşı nasıl olur bilemem ama 4. Dünya savaşı mızraklarla olacak” sözüne uygun olarak tamamen yıkılmış bir şekildedir. İnsan nüfusunun büyük bir kısmını yeryüzünden silen bu savaştan kurtulanlar yıkımın şekillendirdiği bu yeni dünyaya uyum sağlamaya çalışırken, atom bombalarının açığa çıkardığı inanılmaz miktardaki radyasyon bazı canlıların da mutasyona uğramasına neden olup -bazıları eskiden insan olan - yeni yeni canlıların ortaya çıkmasına neden olmuştur: Ghoullar, süper mutantlar, değişim geçirmiş ayılar, yine 50’li yılların felaket filmlerinde gördüğümüz dev fareler, karıncalar veya tamamen yeni türler artık adına uygar dünya diyemeyeceğimiz bu yıkılmış dünyada hayatta kalma savaşı vermektedirler. İnsan nüfusunun çok küçük bir kısmı ise olası bir atom savaşından korunmak için inşa edilen Vault’ların içerisinde, yıkımı en az zaiyat ile atlatmayı başarabilmiştir. Vault’ların bir kısmı çok uzun yıllar varlıklarını sürdürmüş, bazıları ise kısa zamanda yok olup gitmiştir.