CRpg ile o ya da bu şekilde ilgilenmiş her oyuncunun kalbinde bir isim yatar. Tıpkı futbol oyunlarının hastası olan bir oyuncunun kalbinde Konami isminin yattığı gibi. Bu isim Bioware’dir. Bioware, 90’lı yıllardan günümüze kadar kalitesini hiç bozmadan ulaşmayı başarabilmiş ender şirketlerden biri. Baldur’s gate ile başladıkları sadece RPG yapma maceralarına her biri hit olmuş yarım düzine kadar oyunla devam ettiler. Onların D&D lisanslı oyunları, oyun literatürne en iyi D&D uyarlamaları olarak geçti. Leblebi gibi birbirinden vasat Star Wars oyunlarının çıktığı bir dönemde Knights Of The old Republic ile hem RPG oyunlarına hem de Star Wars oyunlarına yeni bir soluk, yeni bir kalite getirdiler. D&D ve Star Wars gibi lisanslı evrenlere oyun yaptıktan sonra tamamen kendi ürettikleri ilk IP’leri Jade Empire ile de sadece uyarlama değil özgün oyunlar da yapabileceklerini ispatladılar. Tarihi bu kadar parlak başarılarla dolu olan bir firmanın Electronic Arts gibi bir dev tarafından satın alınmasına şaşmamalı. EA’nın Bioware’e nasıl olumlu ve olumsuz etkileri olacak bunu gelecek yıllar içerisinde göreceğiz. Fakat o günler gelene kadar elimizde adından daha uzun süreler bahsettirecek son Bioware şaheseri var: Mass Effect.
Mass effect, oyuna ismini vermesinin yanısıra aynı zamanda galaksiler arası yolculuk etmeye yarayan ve kimin tarafından keşfedildiği bilinmeyen bir teknolojinin ismi.
Yıl 2148. İnsanoğlu o sonu gelmez merakı ve yarattığı ilkel teknoloji ile uzayı keşfetmeye başlamış ve Mars üzerinde ilk dünya dışı kolonisini kurmuştur. Uzay yolculuğu hala son derece risklidir ve dünyanın kapı komşusu olan Mars’ın kolonizasyonu bile oldukça zahmetli bir iş olmuştur. Fakat Mars yüzeyinin altında bulunan ve kimin tarafından inşa edildiği belli olmayan kalıntılar, insanoğlunun kaderini sonsuza kadar değiştirecektir. İnsanoğlu bu kalıntılarda uzay gemilerinin ışık hızından bile daha hızlı gitmesini sağlayacak bir teknoloji keşfederler. Bu teknoloji ile güneş sistemine yayılmak ve sistemin en uzak köşesine, Pluton’a ve onun uydusu olan Charon’a ulaşmak sadece bir sene sürer. Bu küçük uydunun donmuş yüzeyindeki buzların içinde insanoğlunu galaksinin her köşesine gitmesini sağlayacak daha da büyük bir teknoloji yatmaktadır: A mass relay. Bu büyük keşiften sadece 8 sene sonra yani 2157 yılında insanoğlu evrende yalnız mıyız sorusuna cevap bulur. İlk karşılaşma beraberinde ilk savaşı da getirir. Bu savaş bilinen galaksinin en gelişmiş güçlerinin ve onların oluşturduğu konseyin de dikkatine çeker. Böylelikle insanoğlu 20 sene içinde katı yakıt yakan uzay gemilerinden, ışık hızından da hızlı giden gemilere terfi etmiş ve zorla da olsa galaktik bir birliğin içine dahil olmuştur.
Yukarıda anlattığım olaylar Mass Effect’in evrenini oluşturan bilgilerin sadece çok ufak bir kısmı. Bioware’in oyun için tasarladığı evren, içinde yaşayan türlerle, onlarca farklı yıldız sistemiyle, belki yüze yakın gezegen ile muazzam bir evren. Üstelik sadece gezegenler ve türler değil, kullanılan cihazlar ve oyunun belkemiğini oluşturan mass effect teknolojisi de oldukça tatminkar bir şekilde yaratılmış. Mass effect, oyuna ismini vermesinin yanısıra aynı zamanda galaksiler arası yolculuk etmeye yarayan ve kimin tarafından keşfedildiği bilinmeyen bir teknolojinin ismi. Bu teknolojiyi, insanoğlundan çok daha önce galaksiye yayılmış konseyi oluşturan türler bile icat etmemişlerdir. Onların insanlara göre en büyük şansı bu teknolojiyi daha önce bulmuş olmaları. Devasa uzay istasyonları olan mass relay’ler bu teknolojiyi galaksiler arası yolculuk yapmak için kullanırken, omni tool ve bio tool adı verilen ve kola takılan daha küçük cihazlar ise çok daha küçük mass effect’ler yaratmak için kullanılıyor. Bu sistem aynı zamanda oyunun büyü benzeri biotik güçlerini de oluşturmuş oluyor.